#
Türk Kahvesi

Geçmişten günümüze süregelen zamanda üretilen, biriktirilen ve ilerleyen her şey, toplumumuzun kültürünü yansıtır. Kültür, zamanla toplumlar tarafından sahiplenilir, yayılır ve gelişir. İşte bizim kültürümüzün en önemli parçalarından birisi de mutfak kültürüdür. Misafirperverliğin ve hoş sohbetin güzel bir göstergesi olan kahve, birçok toplumun mutfağının, yüzyıllardır vazgeçilmez bir parçasıdır. 

Dünyanın bazı yerlerinde yetişen ancak Türkiye’de yetişmeyen kahve, farklı yöntemlerle pişirilerek, bambaşka bir lezzete sahip olmuş, dünyanın her yerine adını duyurarak “Türk Kahvesi” adını almıştır. Türk mutfak kültürünün çok önemli bir parçası haline gelen Türk kahvesinin kökeni Arap Yarımadası’na dayanmaktadır. Kahve, Yemen’den Mekke’ye, Medine’ye oradan da İran, Mısır, Türkiye ve Avrupa’ya yayılmıştır. Kahvenin Osmanlı İmparatorluğu’na gelişi ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Saray’a bir “kahvecibaşı” tahsis edildikten sonra, kahvenin yeri giderek önem kazanmış, padişahın içeceği su bile özel olarak getirtilmiştir. Osmanlı’da zamanla halkın da çok beğenisini kazanan kahve, İstanbul’a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar sayesinde Türk kahvesinin ününün, dünyanın başka yerlerine taşınmasına sebep olmuştur. Birçok efsaneye konu olan kahve ile ilgili araştırmalar hala devam etmektedir. Günümüzde kahve hala tropikal bölgeler olan Afrika, Cava, Seylan, Brezilya ve Hindistan’da yetişmektedir. Bazı araştırmacılara göre kahve, ismini üretim yeri olan Güneybatı Etiyopya’dan almış, bazılarına göre ise, Arapçadaki “kahva” kelimesi zamanla “kahve” ye dönüşmüştür.

Kahvenin, top şeklinde ve dallarla kaplı olan bir gövdesi vardır. 3-4 metre yüksekliğindedir ve meyve şeklinde yetişir. İlk olarak yiyecek olarak tüketilen kahve, ilerleyen zamanlarda toplanarak kaynatılmış ve şifa vermesi amacıyla kullanılmıştır. Aşırı yüksek ve aşırı düşük sıcaklıkların olduğu coğrafyalarda yetişemeyen bu bitki, tropikal ortamlarda yetişebilir. Kavrulmadan önce rengi yeşildir ve kahve dalından koparıldıktan sonra, çekirdek birçok işleme girer ve son halini alır.

Her toplumun farklı pişirme yöntemleri ve kahve içme alışkanlığı bulunmaktadır. Kahve, aynı zamanda içerisinde uyarıcı barındırması, insanların yorgunluğunu gidermesi, yemek gibi doyurucu olması ve keyif vermesi sebebiyle günlük yaşamın vazgeçilmez parçası olmasına neden olmuştur.

Kahve içilen aşamaya gelmeden önce bir dizi işlemden geçer. Kavurma, soğutma, öğütme ve pişirme işlemlerinden sonra tüketiciyle buluşan kahvenin, istenilen tada ulaşılabilmesi için her bir işlemin dikkatlice yapılması gerekir. Yaygın olarak bilinen Türk kahvesi, kişi sayısına göre belli bir miktar cezveye konularak yeterli miktarda su ile pişirilir.  Farklı yöntemler ve araçlarla yöresel geleneklere sahip olan Türk kahvesi, pişirme yöntemlerinin tarihsel gelişimi ile hem geleneksellik taşıyan hem de teknolojik araçlarla tüketilen bir içecek haline gelmiştir.  “Mürde cisme can katan” olarak adlandırılan kahve “ölüye can veren” anlamına gelmektedir.

Türkler, kendi yöntemleri, pişirme ve sunum şekilleri ile kahveye yeni bir kimlik kazandırmışlardır. Yemekten bağımsız, sadece tek başına ya da yanında ufak ikramlarla tüketilen kahve hem tadı hem kokusu hem de sunumu ile doyurucu özelliği sahiptir. Kırk yıl hatırı olan Türk kahvesinin, hayatın her yerinde olması, güzel anların paylaşılması ile tüketilmesinin yanı sıra, pişirilmesi, içimi, temsili ve aktardıklarıyla kültürümüzde adeta bir ritüeli anımsatması, onu devamlı ve önemli kılmaktadır. Bir nevi gelenek haline gelen kahve içimi, samimiyeti, adabı, bir sunumu gerektiren önemli bir olgudur ve uzun yıllar daha kültürümüzün bir parçası olarak geleceğe aktarılacaktır.

Arkeolog Asena  Özge Yaşar